İTALYANLAR’IN ANTALYA’YI iŞGAL EDİŞİ  


İtalyanlar gemilerinden çıkıp et, ekmek vb. ihtiyaçlarını karşılıyorlar, çok kalabalık gruplar halinde olmasa da, asker ve subaylardan şehri dolaşanlar görülüyordu. Bir günü, uzun bir süredir limanda demirli bulunan. fakat hiçbir saldırgan hareketi görülmeyen harp gemilerinin, halk tarafından gezilebileceği duyuruldu. kentin ileri gelenleri de sözlü olarak davet edildiler.

Havanın güzel olmasından faydalanan yüzlerce meraklı oraya dolmuştu. Ayrıca, birkaç İtalyan gemisi mal boşalttığı için, iskelede yoğun bir çalışma dikkati çekiyordu. Bu arada, sandallara binmiş halk denize serpilmiş savaş gemilerinin, özellikle bunlar arasında zırhlı bir geminin etrafını dolaşıyorlardı.

Sandalı ile halkı gezdirmekten dönen kayıkçı Şaban Balta kıyıda bulunan yetkililere şunları iletiyordu:

“Beyim, İtalyanlar şimdi asker çıkararak Antalya’yı işgal edecekler. Zırhlıya kimsenin çıkmasına izin vermediler, yalnız torpidoya kendi sandallarıyla getirdikleri birkaç kişiyi çıkardılar. Ben bahriye askeriyim. Zırhlıdaki bahriye askerleri tam savaş halindeki teçhizatla güvertede sıralanmış durumda. Sahile asker çıkarmak amacı olmadıkça, bahriye askeri böyle hazır tutulmaz. Zırhlının çevresinde mavnalar, dubalarda hazır. yani sadece asker değil, ağırlıklarını da çıkaracaklar.”

Bunu öğrenen Sancak Beyi Vekili Talat Bey, telaş ve heyecan içinde telefon ile ilgili .erlere emirler yerse de, cuma günü öğle namazı vakti olduğu için hükümet binası bomboştu. Hatta, zaten sayısı az olan polislerden bile tek kişi yoktu.

Bir süre sonra, asker dolu mavnalar ve motorbotları ile ağırlık yükletilmiş dubaların rıhtıma doğru ilerledikleri, sonunda askerlerin karaya ayak bastıkları telefonla haber verildi. Önde süngü takmış dört deniz askeri, arkalarında Konsolos Faranti ve tercüman Yomtof Mizrahi vardı.

Hükümet Konağı’na güney kapısından girilince, birinci kata sağlı sollu iki merdivenle çıkılıyordu. Konsolos ve tercüman, nöbetçileri ikişer ikişer bu merdivenlerin başına dikerek, Vali Yardımcısının odasına çıktılar. Talat Bey bu acı ve tarihi anda, yüzünün rengi uçmuş, elleri titreyerek gelenleri kabul etti.

Vali Vekili,“Müttefik Devletler adına Akdeniz Deniz kuvvetleri Komutanı Amiral Galtrop ,imzasını taşıyan İşgal Beyannamesi”ni alırken, tercüman Yomtof da, işgalin Mondros antlaşması şartlarına göre yapıldığını belirten bazı sözler söyledi. Sonra ziyaretçiler, askerleri de alarak gittiler.  

Müttefikler, Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce ve savaş sırasında, Osmanlı ulkelerini taksim için aralarında birtakım anlaşmalar yapmışlardı. Daha sonradan öğrenildiğine göre, onların yanına geçince, İtalya da, Izmir dahil pek çok yer istemiş, fakat Kuşadası’ndan Antalya’ya kadar olan kısmın verilmesine razı olmuştu. Bunlar, İtalyanların Antalya’da bulundukları sırada, Yomtofun açıklaması ile duyulmuştu. İşgal, Mondros mütarekesinin bitmesinden sonra gerçekleştirilecekti. Fakat, savaşa sahne olmamış bir bölgenin işgal edilmesi için bazı şartların oluşması gerekiyordu. Konsolos, tercüman kavas, vapur acenteleri, ithalatçı, ihracatçı, ticaret temsilcileri gibi bir suru ltalyani getirten, Rumlar’dan ve Yahudilerden satılmış yardımcılar sağlayan, limana doldurdukları zırhlı ve torpido mürettebatından birçok askeri gece gündüz kentte dolaştıran İtalyanlar için, işgal hareketini yasal gösterecek şartları hazırlamak hiç de zor olmadı.  

Hükümet Konağı’nın kapısındaki icra ilanları tahtasına, Amiral Galtrop’un işgal Beyannamesi’nin kopyası, yarım bir kağıda ve oldukça çirkin bir eski Türkçe ile yazılarak asılmıştı. Bu Beyannamede, Antalya’da huzuru bozan olayların son zamanlarda arttığı, Dutlubahçe’de (bugünkü Pamukbank ve çevresinin bulunduğu alan) bir adamın öldürüldüğü, cezaevinden bir tutuklunun kaçtığı, Hıristiyan Mahallesi’ne bomba atıldığı ve suçlusunun bulunamadığı kaydediliyor: halkın huzurunu sağlamak için, ayrıca bizzat halkın yardım istemesi dikkate alınarak, müttefikler adına bu işin halline İtalya’nın görevlendirildiği öne sürülüyordu.

Huzurun sağlanması için Antalya halkının işgalcileri davet ettiği iddiasına gelince: 0 sırada Antalya’da yaşayan nüfusun kimliği hakkında bilgisi olmayan ve nedense Türk milletini kötüleyerek kendilerine ün katmak isteyen bazı yazarlar, Antalya ileri gelenlerinin çıkarlarından başka bir şey düşünmediklerini, bu yüzden memleketi yabancılara bile bile peşkeş çektiklerini ileri sürmüşlerdir. Ancak herhalde bilmiyorlardır ki, o sıralarda Antalya’nın yirmi üç bin olan nüfusunun üçte birinden fazlası Türk ve Müslüman değildi

O gün zırhlı ve torpidoyu gezmek üzere gelenler arasından, İtalyanlar avlamak istedikleri kimseleri kendi motorlarıyla zırhlıya taşıyorlardı. Ziyaretçilere, gemiden ayrılmadan önce merdiven başında bir hatıra defteri uzatılıyor ve bunun imzalanmasının kendilerini duygulandıracağı söyleniyordu. Halbuki, defter içinde boş bir kağıt bulunuyordu. Halktan hiçbiri bu kağıdı imzalamamıştı. Hatta aynı teklifle karşı karşıya kalan ve Rum cemaatinin ileri gelenlerinden olan Madenli Dr. Yorgi Efendi imza atmamış ve durumu Sancak Beyine iletmişti. İşte, yerel halkın düşmanı işgale daveti hikayesi bundan kaynaklanıyordu.

İtalyanların bu istila hırsı uzun sürmedi. İnönü Zaferimizden sonra artık mahalle aralarında devriye gezmek adetlerini de bıraktılar.

İtalyanlar, Yunanlıların Ege Bölgesi’ne yayılmalarını çekemiyorlardı. Hele bu yeni istilacının Kuşadası bölgesini de ele geçirmesini, kendi haklarına tecavüz sayıyor ve onlara olanak sağlayan İngilizlere kızıyorlardı. Bu nedenle, Yunanlılar’a karşı savaşta İtalyanlar Türklere yardım bile etmeye başladılar.

İlk işgalde teslim aldıkları kışladaki silah deposunda, nöbetçi Türk askerinin yanına bir de kendilerinden nöbetçi dikmişlerdi. İlişkiler yumuşadıkça, bu deponun, arka pencereden tamamıyla boşaltılmasına göz yumdular. Hariçten yelkenlilerle kaçak getirilen silah ve cephaneye müdahale etmediler. Hatta İtalya’dan bir de uçak getirmişlerdi. Ancak bu, çok eski sistem bir uçak olduğu için ve Ankara’dan gelen bir havacımızın hastalanıp ölmesi yüzünden kullanılamamış, Murat Paşa Camisi bahçesinde terk edilip kalmıştı.

Özetle, Antalya ve çevresini işgal eden İtalyan’lara karşı bir direniş olmamıştır. Çünkü İtalya, antlaşmalarla kendisine verilen Ege Bölgesi’nin İngilizlerin desteğinde Yunanlılar’a verilmesi üzerine tavrını tamamen değiştirmiş, İtalyan kuvvetleri zaman zaman Yunanlılar’a karşı Kuva-i Milliye’ye destek olmuşlardır. Düzenli ordunun kurulup ilk zaferler kazanılmaya başlandıktan sonra da işgal ettikleri yerlerde kalamayacaklarını anlayarak çekip gitmişlerdir. Böylece İtalyanlar ile aramızdaki mesele, herhangi bir çatışmaya girmeden sonuca bağlanmıştır.

Kasım 1921 - Ocak 1922 tarihleri arasında Türkiye de Rusya’nın tam yetkili görevlisi olarak bulunan M.V. Frunze “Türkiye Anıları adlı kitabında İtalyan işgali konusunda şunları yazmaktadır:

‘Sevr Antlaşması sonucunda İtalya, Akdeniz kıyısındaki Antalya limanı ve çevresini hakimiyeti altına almıştır. Italyan askerlerı 1919 yılı başından sonra buraları, Anadolu’nun batısındaki Dodekanez’i (12 Ada) işgal etti. İtalya buraları işgal ettikten sonra Antalya’daki isteklerinden kendi arzusuyla vazgeçmiş ve askerlerini geri çekmiştir. Bunun nedenlerinden biri Kemalist Türkiye ile dostluk ilişkileri kurmak, diğer işgalci ülkelerden önce Türkiye ile ekonomik ve ticari ilişkiler kurarak bazı kolaylıklar elde etmekti. İtalya aynı zamanda Antalya’nın işgalinin, Mustafa Kemal’in karşısında bir askeri girişim olacağını anlamış ve Italya’nın kendi içinde bulunduğu politik durumun buna elverişli olmadığını sezinlemişti. Fakat Türkiye ile İtalya’nın anlaşması 1921 yılı sonbaharına değin bir sonuca ulaşamadı. Ancak,Türkiye-Fransa antlaşması imzalandıktan sonra İtalya ile Türkiye arasında bu antlaşmanın gerekli olduğu ortaya çıktı. İtalyan Hükümeti’nin en geniş yetkilerle gönderdiği Kavaler Tuotssi 1921 Aralığında Ankara’da bir antlaşma imzaladı. Fakat İngiltere’nin tepkisi üzerine Hükümeti tarafından geri çağırıldı.”