|
TERMESSOS MİLLİ
PARKI
Antalya’nın 35 km
kadar kuzey batısında yer alan Ulusal Parka Antalya-Korkuteli
karayolu ile
ulaşılır. Güllük Dağının sarp kayalıkları, yamaçları
600 m.ye kadar yükselen Mecine Boğazı gibi jeomorfolojik
özellikleri yanında Akdeniz iklim tipinin bitki
topluluklarını sergileyen orman ve 170 çeşit bodur
bitki örtüsü bu doğal yaşam ortamında dağ keçisi,
ala geyik gibi nadir yaban hayvan türlerini barındırmaktadır.
DÜZLERÇAMI ORMAN
PARKI VE GÜVER UÇURUMU
Antalya’ya 20 km
kuzeybatıda olan bu park, hemen Lagon antik kentinin
(Yukarı Karaman Köyü) birkaç km ilerisinde, Antalya
halkının çok ilgi gösterdiği bir piknik yeridir.
Termessos’tan dönüşte
burada piknik yapabilirsiniz. Yemeğinizi yedikten
sonra Düzlerçamı’ndan 3-4 km uzaklıktaki 115 metre
derinliğinde Güver Uçurumunu görün. Hele oradan
Antalya kentinin görünümü daha değişik, daha bir
çam kokulu.
DÜZLERÇAMI AV
ÜRETME SAHASI
İl Merkezine 18km
mesafededir. 14.500 hektar büyüklüğündedir. 3aha,
nesilleri gittikçe azalan av hayvanlarımızdan alageyik
ve dağ keçisinin sayılarını arttırmak ve ilerde
av turizmine arz edilmek gayretiyle 1966 yılında
korunmaya alınmıştır.
966 yılında 7 alageyik
ve 200 dağ keçisi ile korunmaya başlayan bu saha,
iyi ve e:kin bir korunma yapılmasıyla 1981 yılında.
450 alageyik ve 4000 adet dağ keçisi sayısına ulaşmıştır.
Sayıları normal düzeye çıkan dağ keçisi yaşam ortamına
zarar ,erecek ve salgın hastalıklara karşı hassas
duruma gelmesi dolayısıyla, 1981 yılından itibaren
Düzlerçamı Bölgesi, belirlenen aylar içinde her
yıl av turizmine sunulmaktadır.
Av koruma, av turizmi
işleri Antalya Orman İşletmesine bağlı, Av Koruma
ve Üretme 3ölge Şefliği tarafından yürütülmektedir.
EUDOKİAS ANTİK
KENTİ
Adı hala bilim adamlarınca
çekince ile kabul edilen bu kent, Düzlerçamı Orman
Parkının hemen yanında Yukarı Karaman Köyü içinde
ev reye dağılmış bir şekilde yer almaktadır. Termessoslular
tarafından kurulan bu Kentte çeşitli tapınak kalıntıları,
heykel, friz parçacıkları adeta sağda, solda atılmış
:urumdadır. Kent içinde düzgün ve hala bugün köy
halkı tarafından kullanılan su Kanalları vardır.
Eserlerden çoğunluğu gün geçtikçe artan köy nüfusunun
konut ihtiyacını karşılamak için temel duvarlarına
karışmaktadır. Olbia kenti gibi bu kentin halkı
da 10 148 yılında Antalya kentinin kurulması üzerine
yavaş yavaş Antalya ya göçmüş, kentin nüfusu oldukça
azalmıştı. Selçuklular zamanında burası bir sayfiye
deri olarak kullanıldığı için tekrar canlanmaya
başlamıştır. Burasının Ortaçağda da bir yerleşim
yeri olarak kullanıldığını bulunan eserlerden ve
‘Uzunkuyu” denilen sarnıçtan anlıyoruz.
EVDiR HAN
Antalya-Korkuteli
yolu üzerinde,Antalya ya 18 km uzaklıktaki Yukarı
Karaman köyü içinde, Uzunkuyu mevkiinde 78,80 x
45,30 m büyüklüğündeki hanın :aç kapısı, Türk taşçılık
ve oymacılık sanatının en güzel örneklerinden biridir.
Dışa doğru taşan, sivri kemerli taç kapısı üzerinde
Selçuk Sultanı Keyhusrev oğlu Sultan l.İzzeddin
Keykavus (1210-1219) tarafından yapıldığını gösteren
üç satırlık bir kitabe vardır. Taç kapının kemerini
yıldız geçmelerden, düğümlenmiş daire ve baklava
şekillerinden oluşan bir bordür sarar. Cephe duvarı
1,50 metre kalınlığındadır. Kemerler üzerine oturtulmuş
7,30 metre yüksekliğinde tonozla örtülü gözler vardır.
Bu gözler ortadaki avluya bakmakta, yolcuların hayvanlarını
bağlamaya ve yüklerini koymaya mahsustur Yolcular
için ayrıca odalar vardır. İçerde bu odalardan başka
ahırlar da vardır. Çevrede akarsu bulunmadığından,
hanın yakınına halk tarafından “Uzunkuyu” olarak
adlandırılan bir de sarnıç yapılmıştır. Hanın üstü
beşik örtüsü şeklinde Horasanla doldurulmuştur.
Güzel bir işçilik gösteren bu kervansarayın çevre
duvarı, her kenarda iki tane olmak üzere, dıştan
kare şeklinde dayanak kuleleriyle sağlamlaştırılmıştır.
Bölgenin sıcak iklimi nedeniyle diğer hanlarda görülen
tamamıyla kapalı bir bölümü yoktur. Bugün oldukça
iyi korunmuş durumda olan han 3.800 m2lik bir alanı
kapsamaktadır.
KIRKGOZ HANI
Antalya kentine 30
km kuzeyde Kırkgöz olarak isimlendirilen yerde bulunan
bu han 54,80 x 46,60 büyüklüğündedir. Güneye bakan
taç kapısının üzerinde 644 hicri yılında Selçuk
Sultanı Alaeddin Keykubat oğlu Il. Gıyaseddin Keyhusrev
(12 36-1246) tarafından yapıldığını gösteren altı
satırlık bir kitabe vardır. Taç kapıdan geniş bir
avluya (51 x 49m) girilir. Avlunun güney tarafında
dört, doğu ve batı yüzlerinde altışardan on iki
küçük ve ikişer de büyük odası, tam karşıda, kuzey
tarafında da boydan boya uzanan büyük bir salonu
(15 x 49 m) vardır. Tavanlar yüksek, tuğla ve taştan
örülmüştür. Oldukça iyi korunmuş durumdadır.
KIRKGÖZ GÖLÜ (Pınarbaşı)
Antalya Kent Merkezinin
30 km kadar kuzeyinde olan bu göl, içinde nilüfer
çiçekleri ve çevresindeki oturma yerleri ile güzel
bir mesire yeridir. Bu gölün suları, bir ırmak halini
alarak Düden’in ağzında kaybolur. Antalya’nın Kepez
denilen yere kadar yeraltından gittikten sonra,
buradaki Kepez Hidroelektrik Santralını çalıştırır.
Ve daha sonra bir kanal içinde akarak Varsak Ovası’nı
sulayarak Yukarı Düden Şelalesini (O.Bkz) meydana
getirir.
KOCAİN MAĞARASI:
Kocain Mağarası Antalya’nın 45 km kadar kuzey yönünde,
1171 m. rakımlı İndağı'nda bulunmaktadır.
Kocain Mağarasına
eski Antalya-Burdur asfalt yolunun 30.kmsinde bulunan
Pınarbaşı kaynaklarını biraz geçtikten sonra, kuzeydoğu
yönüne doğru sağa sapan ve KarataşCamiliköy-Killik
ve Ahırtaş köylerine ayrılan yoldan gidilmektedir.
Ahırtaş Köyünde vasitadan inildikten sonra kuzey
batı istikametinde İndağı’na çıkışa başlanmaktadır.
Takriben 1-1.30 saatlik hafif meyilli yamaçtan yayan
olarak küçük bir patikayı takiben çıkıldıktan sonra,
788 m. kotta bulunan ve büyük bir giriş ağzı olan
Kocain mağarasına varılmaktadır.
Kocain mağarası 600
metre uzunluğunda, girişinde 35 m, içerde 75 m.
genişliğinde, bazı yerlerde 50-60 m yüksekliği olan
çok büyük bir salondan ibarettir.
Mağara ağzında Prehistorik
devirlerde, daha sonra da Romalılar zamanında iskan
edildiğine dair kalıntılar mevcuttur. İçinde çimentolu
sarnıçların bulunması, tarihi devirlerde de oturulmuş
olduğuna bir delil olarak gösterilebilir. Mağara,
iç içe meydana gelmiş iki büyük salon ve bu iki
boşluğu ayıran dev dikitlerden oluşmuştur. Dev istalagmit
kolonları yanında gayet güzel beyaz kristallizasyonlar
da bulunmaktadır.
ARİASSOS (KRETEPOLİS)
Bir Pisidya kenti
olan Ariassos’a, Antalya’nın 60 km kadar kuzeyindeki
Dağ Kasabasi yakınında, Karayolu üzerindeki bir
sapaktan sola sapılarak gidilir. Hemen hemen İS.
50-250 yıllarına ait olan buradaki kalıntılar buradaki
dar bir geçitte yer almaktadır.
Ariassosta mezar
binaları, kaya mezarları ve lahitlerden başka üç
kemerli büyük bir kent kapısı vardır. 1892de kent
kapısı yakınındaki gymnasiumda bulunan bir kitabe,
bu kalıntıların Ariassosa ait olduğunu göstermiştir.
Daha sonra Kretepolis adı verilmiş olan kent, Bizanslılar
zamanında bir Piskoposluk merkezi olmuştur. Kentin
en tepesinden çevrenin ve kalıntıların güzel bir
görünümü vardır.
ÇUBUK BELİ DERBENTİ
Antalya’nın 30 km
kadar kuzeyindeki Döşemealtı Bölgesindeki Kovanlık
Köyü yakınından geçen eski antik Roma yolu üzerinde
Osmanlı devrine ait bir Derbent kalıntısı vardır.
Osmanlı Devletinde
Derbentler, dağ, geçit, köprü, kavşak gibi yol ve
ulaşım açısından stratejik noktalarda kurulurdu.
Bunlar yolun önemine göre küçük kale biçiminde olduğu
gibi, han ve kervansaraylar da derbent olarak kullanılırdı.
Yol güvenliği bulunmayan yerler, halkın ya da yerel
yöneticilerin başvurusu üzerine başkentten gönderilen
görevlilerce incelenerek derbent kurulmasının gerekliliği
saptanırdı. Bu durum Divan Hümayun Mevkufat Kalemine
işlenir, bölge yöneticileri ile kadılarına da bir
fermanla bildirilirdi. Ayrıca derbentte görevli
olarak çalışacak derbentçilere birer belge verilirdi
Bunlar, geçit ve derbendi gözetmek, yolların onarım
ve bakımını yapmak, güvenliği sağlamak gibi hizmetleri
karşılığında tüm vergilerden muaf tutulurlardı.
Sonraları giderek artan kalabalık eşkıya baskınları
önlenemez hale gelince birçok derbentçi, gece ve
gündüz tutulan derbent nöbetini ağır bularak başka
yerlere göçmeyi yeğledi. 18. yüzyılda daha da yetersiz
kalan derbentçiler, mal ve can kayıplarından sorumlu
tutulmamak için çoğu kez eşkıya ile işbirliği yolunu
seçtiler. Derbentlerde, Derbent ağasının emrinde
bir askeri birlik ile derbent kethüdası, alemdar,
çavuş, katip gibi görevliler vardı. Derbentten geçen
yolcu ve yük kervanlarından yasal tarifelere göre
derbent resmi alınması derbent ağasının göreviydi.
Bu vergi, yüksüz binek hayvanı ile kişi başına 20,
yüklü hayvanla geçenler için 40, yük arabaları için
de 80 akçeydi. Bu miktarlar 19. yüzyılda artırıldı
ve derbent resimlerinin toplanması işi de mültezimlere
verildi. Derbent resminin bir kez ödenmesi koşuluna
da son dönemlerde uyulmayarak yolculardan her derbentte
ayrı ayrı vergi alınması yoluna gidildi; bu da iç
ticareti olumsuz yönde etkiledi.
Tanzimat Döneminde,
işlevini yitirdiği için derbentler kaldırılarak
yerine karakollar kuruldu. Yol ve ulaşım güvenliğinin
sağlanması da polis örgütüne bırakıldı.
ANTİK YOLLAR
Helenistik Devirden
günümüze kadar, Antalya da birçok yolun güzergahı
hemen hemen hiç değişmemiştir. Bu yollar, Karya
ve Pamfilya’yı, Likya sahilleri boyunca uzanarak
birbirine bağlanmıştır. Bu yol, Kaunostan başlayarak
Kadynda, Telmesos (Fethiye), Pydai (Özlen), Patara
(Ovagelmiş), Habessos (Kaş), Aperlai (Sıcak), Myra
(Demre), Limyra (Zengeder), Korydalla (Kumluca),
Phaselis (Tekirova), üzerinden Olbiaya gelmekte
buradan da Antalya’ya ulaşmaktadır.
Kaş ilçesini Gömbe
üzerinden Elmalıya bağlayan yol da (Habesos-Komba,
Kadyanda) hemen hemen aynen korunmuş durumdadır.
Kaştan başlayarak Patara, Xanthos, Pınara, Tlos
ve Kuzeye yönelen Araxa, Bubon, Balbura, Oinoanda’ya
varılır ve buradan Kibyraya geçer.
Antik coğrafyacı
Strabon, bu yollar hakkında geniş bilgiler vermiştir.
Bugün bu yolların kalıntılarını, Antalya il merkezindeki
Antalya Kültür Merkezi yakınında, Antalya’nın 35
km batısında Döşemealtı Boğazında, yine Antalya’ya
30 km kadar kuzeybatıdaki yenice boğazında görüyoruz.
Ayrıca Serik’in kuzeyinde Selge harabelerine giderken
bu antik yolların kalıntılarına rastlanmaktadır.
ESKİÇAĞ’DA DENİZ
YOLU

Eskiçağda deniz taşımacılığı
tüm taşımacılığın hemen hemen % 90’nını oluşturuyordu.
Grekler, Phaselis’e tarifeli seferler düzenlemişlerdir.
Bu seferler Habessos (Kaş), Patara (Ovagelmiş) ve
Telmessos, Fethiye’ye kadar uzanmıştır. Romalılarda
hububat ihtiyaçlarını Demre (Myra) ile Ovagelmiş
(Patara) ten karşılamışlardır.
SUSUZHAN
Antalya’dan Burdur’a
giden yol üzerinde, Bucak ilçesi yakınında, Antalya’dan
70 km kuzeyde bulunan Han, Anadolu Selçuklu Sultan’
II. Giyaseddin Keyhüsrev tarafından 1246 yılında
yapılmıştır Bugün yazıtı kaybolmuştur. Kare planlı,
payanda kuleleriyle çevrili kütlesel görünümlü bir
yapıdır. Batı duvarının iki ucundaki izlerden, önünde
açık avlulu bir bölümün yıkıldığı anlaşılmaktadır.
Kapalı bölüm, ortada bir nefle, bunun iki yanındaki
enlemesine beşer neften meydana gelmiştir Neflerin
hepsi sivri tonozlarla örtülüdür Orta nefin üzerinde
silindir biçiminde sekizgen bir kasnak üzerinde
yükselen bir kubbe vardır. Kubbe eteğini balık kılçığı
motiflerle dolu bir bilezik çevrelemektedir Işık,
dıştan içe genişleyen, dikdörtgen pencerelerle sağlanmıştır.
En gösterişli yeri taç kapısıdır. Kapının yan söve
kanatları, boş yer kalmayacak biçimde geometrik
desenlerle süslenmiştir. Giriş nişinin üstünde,
geometrik oyma süslü iki kabara rozeti bulunmaktadır.
Asıl nişin sağında ve solunda, kemer biçiminde yılan
kabartmalarda iki küçük niş daha vardır. Bunların
alındığında da karşılıklı iki ejder başı, süslemeyi
tamamlamaktadır. Yapının gövde duvarlarının bir
kısmı toprak örtülüdür.
ESKİ KERVANSARAYLARDA
YAŞAM
Selçuk/ular her 30-40
km ara ile bir kervansaray yapmayı bir gelenek ~
haline getirmiş/erdi. Kervansaray/arda mal getirip
götüren kervan/ar, posta katarları, yolcular yatardı.
Her kervansaray bir günlük yol menzilini meydana
getirmek/e, Orta Asya’dan başlayarak Doğu Anadolu
üzerinden İzmir’e kadar uzanan ticaret yolu üzerinde
belirti günlük menziller üzerinde bu kervansaraylar
inşa edilmiş/erdi. görülmektedir.
Bu kervansaray/arda,
geniş avlusunun ortasında bir köşk mescit, onun
altında bir şadırvan, odaların içinde birer sedir
ve bir ot yatak, ocakta yakılmak için birkaç odun,
bir de kandil vardı. Bir kunduracı ve bir terzinin
görevli olduğu bu kervansaray/arda ayrıca kıymetli
eşya, para ve mücevherleri saklamak üzere demir
kasalar bulunmakla idi.
Hayvanlara ücretsiz
yem verilen bu konaklama tesislerinde bir de aşevi
vardı. Birçok kervansarayda kütüphane ve neşeli
vakit geçirtmeye yönelik oyun araçları ve çalgıcılar
da bulunurdu. Kervansaray/arda dışa açılan yalnız
bir taç kapı vardı. Giriş ve çıkışlar ancak bu kapıdan
yapılabilirdi. Kervansarayın kapısı güneş batınca
kapısı kapatılır sabaha kadar içerden dışarı hiç
kimse çıkamazdı. Herkes güvenlik içinde yatardı.
Kervansaray/arda sultan tarafından atanan bir personel
kadrosu disiplin içinde çalışırdı. Personel özellikle
soygun olaylarına karşı çok dikkatli idi. Kervanın
sabah hareketinden önce herkese malının eksik olup
olmadığı soru/ur; ondan sonra kapılar açılırdı.
Sabahleyin kapılar açılmadan önce, yolcu/ara Kervansaray
yetkilisi tarafından:
-“Bir şeyiniz
eksik mi?” diye sorulur, yolcular
da:
-“Her şeyimiz
tamam, Allah razı olsun!” der/erdi.
Daha sonra, hani
yaptıran kişiye, Su//ana dualar okunur yolcular
eşya/an hayvanlarına yüklenmiş olarak taç kapıdan
dışarı çıkarak yollarına devam eder/erdi.
Kervansaray/arda
“Kervansalar” adı verilen bir idareci “Rahdar” veya
‘Tutguvul” olanak isimlendirilen rehber/er vardı.
Bunlar talep halinde kervan/ara diğer bir kervansaraya
kadar eşkıyalara karşı koruma görevi yapar/ardı.
Bunlara belirti bir ücret kervancılar tarafından
ödenirdi.
|