ANTALYA İLİ TARİHİ


Antalya ili,eski Küçük Asya’daki Antik Bölgelerden Pamfilya’nın tamamını; Pisidya, Kilikya ve Likya’nınbir bölümünü kısmen içine almaktadır. Birbirine komşu olan bu Antik Çağdaki Bölgeler, aynı tarihi olaylara sahne olmuşlar ve Küçük Asya Tarihinde çok az rol oynamalarına karşılık, geride büyük bir kültür izi bırakmışlardır. Antalya ili tarihini eski coğrafi bölgelere ayırarak incelemek daha yerinde olur.

PAMFİLYA’NIN TARİHİ

Hititliler den önceki, yani İ.Ö.2.binden evvelki devirlerde bu bölgedeki durumun ne olduğu hakkında şu ana kadar kesin bilgiler yoktur. Ancak Türk Tarih Kurumu’ndan İ.Kılıç Kökten ANTALYA tarafından Antalya’nın kuzeybatısında Yağca Köyü civarındaki Karain Mağarası’nda yapılan araştırmalarda Paleolitik (Yontulmuş Taş) Devre ait çakmaktaşı aletlere,hayvan hatta insan kalıntılarına rastlanmıştır. Aynı şekilde, Antalya’nın 25km. batısında keşfedilen Beldibi Mağarası, bölgedeki tarih öncesi devirlerine ışık tutacak niteliktedir. Yine bu bölgede bilinen, ancak daha araştırılmamış höyüklerin yüzeyinde elle yapılmış, siyah ve kırmızı renkte çanak, çömlek kırıkları bulunmuştur. Bu eserler, Antalya’nın kuzeyindeki, Göller Yöresi’ndeki höyüklerde bulunan Paleolitik ve Bakır Çağı vazolarına benzediğine göre bu bölgenin, bu erken devirleri de yaşadığı bir gerçek olabilir. 

Bu Tarih Öncesi Devirleri’nden sonraki Tarih Devirleri’nin ilk evreleri hakkında elde aydınlatıcı bilgi yoktur. Ancak Hititler’in bütün Küçük Asya’yı içine alan büyük bir krallık kurdukları ve 2.bin yılın son yarısında Hitit yazılı belgelerinde sözü edilen Ahhiyava’nın (veya Arzava’nın) bu bölge içinde olduğu ileri sürülmektedir. 

Bölgenin Grek tarihine gelince, diğer birçok yerlerde olduğu gibi, Truva savaşları sırasında başlamaktadır. Homeros’un İlyada Destanı’nda Plepolem ve Sarpedon arasındaki bir konuşmada Sarpedon Likya’nın öğütçüsü  olarak gösterilmekte, yine aynı söylencede Tydeoğlu Diodemes ve Hippolokoğlu Glaukos arasında geçen bir konuşmada Glaukos, Likya’da Bellerofontes’in Chimera adındaki doğaüstü bir yaratıkla giriştiği korkunç mücadeleden (Bellerofontes Söylencesi) söz edildiğine göre, antik kaynaklarca Truva’nın düşüşü olarak kabul edilen İÖ 1184’den önce bu bölgede bir yerli halkın varlığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ancak bu devirler ve halkı hakkında yeterli bilgi olmadığı için bölgenin Grek Tarihi’ni Truva’nın düşüşünden sonra başıboş bir grubun Anadolu’nun güneyine inerek çoğunluğunun Pamfilya’ya geri kalan kısmının da Kilikya’ya geçerek oraya yerleştikleri tarih olarak kabul edilen İÖ.1100 olarak başlatmak gerekmektedir. Ancak bu kişiler hakkında Perge’deki birkaç heykel kaidesindeki yazıtlar dışında belge bulunamamıştır. Bunlar olsa olsa Perge kentinin sanal kurucuları olmalıdır. Çünkü eski kaynakların bazıları, Kalchas’ın Mopsos’a karşı yaptığı bilgi yarışmasında, yenilgisi sonucu üzüntğden daha Klaros’da öldüğü ve Pamfilya’ya asla ulaşamadığını kaydetmektedir. Yine bazı kaynaklar Mopsos ve Amphilochos’ta; onların Klikya’ya geçtiklerini ve orada Mailos kentini kurduktan sonra aralarında anlaşmazlık sonucu bir düelloda birbirlerini öldürdüklerini anlatmaktadır.

Pamfilya, “Irkların Ülkesi” anlamına gelmektedir. Böyle Grekçe isimli bölge Küçük Asya’da çok azdır. Belki de bölgeye karışık ırklara ait toplulukların yerleşmelerinden dolayı bu ad verilmişti. Kentlerinin kuruluşlarını sürekli mitolojik bir olayda aramayı bir gelenek haline getiren Grekler, Pamfilya isminin Mopsos’un kızı Pamphilia veya üvey kız kardeşi Pamhyle’e bağlayarak verilmiş olduğu sayın, benimsemişlerdir. Buna karşılık Plinus, Pamfilya’nın eski adının Mopsopia Olduğunu bildirmektedir. Fakat Pamfilya’nın halkları tarafından bırakılan eserler, özellikle Mopsos’a ait olanları bunu doğrulamaktadır. Buradaki gerçek kendini sikkelerde ve taş yazıtlarda gösterdiği gibi, Pamfilya’daki Grek Ağzı, Dor göçünden önceki Atina ile sıkı bır ilişki göstermektedir. Truva Savaşları’ndan yüz yıl sonra gelen, Yunanistan’ın büyük bir bölümüne yayılan ve Pelepones’i egemenliği altına alan Dorlar, kendi ağızlarını da beraberlerinde getirmişlerdir. 

Yunanistan’dan gelen bu ilk göçü, sonraları 07. yy’da ikinci bir göç izlemiş; Yunanistan ve Küçük Asya’nın batı kıyılarında Iyonya ve Aiolis adını taşıyan bölgelerde oturan Grekler Pamfilya’ya doğru etki ederek Perge, Aspendos ve Side gibi sömürge kentlerini oluşturmuşlardır. 

Yukarıda Pamfilya Ağzı’ndan söz edilmişti. Aslında eldeki bilgiler, İÖ 200 yıllarına ait Sillyon’daki kapı desteklerinin üzerindeki tek uzun bir yazıttan doğmaktadır. Perge, Aspendos ve Sillyon’da aynı tarihlerde özel adlar dışındaki form ve harflerde aynı özellikler görülmektedir. Bu da bize 10 2.yy’a kadar bu üç kentte ortak bir Ağız’ın konuşulduğunu göstermektedir. Yalnız Side buna uymamaktadır. Side’de henüz çözülememiş bir dil ve alfabe kullanılmıştır. Büyük İskender’in bu bölgeleri ele geçirişinden sonra, buralarda konuşulan bölge Ağız’ları yavaş yavaş kaybolmuş ve yerine “Koine” olarak adlandırılan Grekçe’ye terk etmiştir. 

Antalya Bölgesi’nin Greklerce yurtlanılmasından sonraki 500-600 yıl, adeta bir karanlık devri oluşturur. Edinilen kısa bilgiler, bu yıllarda meydana gelen olayları ayrıştırmaktan uzaktır. 0 6.yy’dan başlayarak Lidya Kralları topraklarını Batı Küçük Asya’ya kadar genişletmek istemişlerdir. Bu krallardan sonuncusu olan Krezüs, herhangi ekonomik fayda görmediği Likya ve Kilikya dışındaki bütün toprakları ele geçirmiştir. İÖ 546’da Pers Kralı Kyros tarafından Krezüs yenilince, bütün Lidya Krallığı Persler’in eline geçmiştir. Pers Kralı 1. Dairus tarafından gerçekleştirilen Satrap’lık bölüşümünde bu bölge, 1. Satraplığın içine alındı. Aspendos, Side gibi bazı kentlerin sikke basmayı hala sürdürmüş olmaları, Pers egemenliği altında bu kentlerin oldukça geniş anlamlı bir bağımsızlığa sahip olduklarını göstermektedir. 

Kral Darius’un İÖ 490’da ve on yıl sonra da Xerxes’in Yunanistan’da yurtlanma girişimlerinde Persler, bu bölgelerden de asker toplamışlardı. Heredot’un abartmalı sayıları ile 1.700.000 kişi olarak sandığı Xerxes’in ordusuna Pamfılyalı’lar Grek stilinde donanmış 30 parça gemi ile katılmışlardı. Tarihçiler onları Kalchas ve Amphilochos un torunları olarak belirtmektedirler.

Kendi yurttaşlarına karşı savaşmak zorunda bırakılan Pamfılyalılar’ın, önemsiz bir bağlaşık olduklarına dair Kana Kraliçesi Artemisia Xerxes’e uyarıda bulunmuştu. Büyük bir olasılıkla, onlar da gerçekte isteyerek bu işe girişmemişlerdi. Bu nedenle savaş sırasında Pamfilyalılar’a ait herhangi bir başarıdan söz edilmemektedir. 

Persler İÖ 479’da Grekleri, Salamis ve Plataia’da toplu kırım halinde yenmişlerdi. Bu olay, Ege’de ve Anadolu’nun batısında yaşayan bütün kentleri, Atina yönetiminde kurulan birAttika-Delos Birliği’ne katılmaya zorladı. Yalnız güney kıyılarındaki Likya, Pamfilya ve Kilikya buna katılmayıp, sürekli Pers askeri birliklerini kentlerinde bulunduruyorlardı. Xerxes 10 469’da Aspendos yakınlarında bir ordu toplamayı başarmış ve aynı yıl içinde Atina Komutanı Kimon, güney sahillerinde başarılı savaşlara girişmişti. Kimon, Karla ve Likya’da Persler’in ellerinde bulundurdukları kentleri aldı ve onları buradan çıkardı. Daha sonra Eurymedon Nehri ağzında (bugünkü Köprüçayı) karışık düşman kuvvetlerine saldırdı. Uzun ve güç koşullarda karaya çıkarak, karadaki düşman ordusuna saldırmak için geceyi bekledi. PersDonanması büyük bir bozgunluk ve başıboşluk içinde olduğu için, Kimon bir savaş hilesini denedi. En iyi adamlarına Pers esirlerinin elbise ve başlıklarını giydirdi ve onları Pers esirleri görünümüne soktu. Böylece yağma edilen Pers gemilerine binen :j düzmece Pers askerleri karaya çıktılar. Bunu gören karadaki Pers birlikleri, onları serbest bırakılan savaş arkadaşları sandıklarından büyük sevinçle göğüslerine ~asarken, bu kez Kimon geride kalan askerleri ile arkasından atılarak, bir zafer 2aha kazandı. Bir günde elde edilen bu çifte zaferden sonra Kimon için Atina’da adına bir heykel dikildi. Sonuç olarak Pers tehlikesi ortadan kalkmış ve güneydeki sazı kıyı kentleri Atina deniz Birliği’ne katılmıştır. 

Pelepones Savaşlarına kadar, bir yüzyıldan daha az süren özgürlükten sonra, 0 356da Persler, Ispartalıların yönetimine geçmiş olan Attika Delos Deniz Birliği’ni ellerine geçirdiler ve böylece barışa zorlanan Grekler Küçük Asya’daki bütün kentleri Persler’e vermek zorunda kaldılar. 

Bu değişikliğin Pamfilya Bölgesini nasıl etkilediği konusunda bir şey söylenemez. Ancak Pers egemenliği altında Aspendos ve Side’nin daha önce İÖ 5. yy’da sahip oldukları, kendilerine ait sikke basımı için yeniden izin koparmaları, Pers yönetiminin kolay dayanılabilecek nitelikte olduğu fikrini vermektedir. Fakat Persler’in en çok önem verdikleri konu, vergilerin zamanında ödenmesi olmuştur.

Perslerin bu ikinci egemenlik devri, Büyük İskender’in 0 334 yılında Pers egemenliğini koparmak ve Greklerin daha önce uğradıkları haksızlığın öcünü almak üzere Küçük Asya’ya geçmesine kadar sürmüştür. Büyük İskender’in Batı Anadolu’dan başlayarak güneye doğru inen seferinde, savunmalarını kendi orduları ile yapan kentler fazla direniş göstermeksizin teslim oldukları için, kış mevsiminde B.İskender direniş görmeden Likyaya kadar sokuldu. Teker teker kentlerin yönetimini eline aldıktan sonra İlkbahardan önce Pamfilya’ya vardı. Daha o devirde Antalya kenti kurulmadığı için Pamfilya içinde ilk durak Perge kenti oldu. 

Pergeliler kendisini dostça karşıladılar. Çünkü Pergeliler daha önce Likya’da kendisine rehberlik etmişlerdi. B.İskender, buradan doğuya doğru ilerlerken yolda Aspendoslu'ların elçileri ile karşılaştı. Elçilerin söylediklerine göre, Aspendos kendisine direniş göstermeyecekti. Ancak istekleri Aspendos’ta bir Makedonya Askeri Birliği bırakılmaması idi. B.İskender isteklerini onayladı; fakat buna karşılık ordusuna sürekli Pers Kralına gönderdikleri atlarla 50 adet altın talent (1 Talent= 30,2 Kg) vergi şart koştu. Elçiler bu koşulları kabul ettikleri için B. İskender Aspendosa uğramadan Side’ye yoluna devam etti. 

Side’de hiçbir direnişle karşılaşmayan B.İskender, orada yaşayan Greklerin kendi dillerini unutarak yerli halkın diliyle konuştuklarını görünce, çok sinirlendi ve halkın yeniden Grekçe öğrenmeleri için Sidede öğretmenler görevlendirdi. Bundan sonra B.İskender, tekrar batıya, Sillyon’a yöneldi. Burada ilk kez bir direnişle karşılaştı. Hazırlıksız yaptığı bir saldırıdan sonuç alamayınca, ikinci bir saldırı hazırlığı içinde iken, Aspendos’tan hoş olmayan birtakım haberler kendisine ulaştı. Aspendoslular, elçilerinin kabul ettiği koşulları yerine getirmekte ikirciklendiklerinden başka, bütün yarını yoğunu Akropolise taşımışlar; kalelerinin yıkık bölümlerini onararak, direniş için her şeyi hazırlamışlardı. B. İskender Sillyonu ele geçirmekten vazgeçerek, bütün ordusuyla Aspendos üzerine yürüdü ve kentin aşağı mahallelerini ele geçirerek, asıl kentin bulunduğu Akropolis’e kuşattı. Aspendoslular, B. İskender’in bir kez batıya yöneldikten sonra tekrar geriye dönmesini hiç olası görmemişlerdi. 

Bugüne kadar B.İskender hiçbir yenilgiye uğramadığı için, Aspendoslular korktular ve teslim olmayı en iyi sonuç olarak kabullendiler. Bu yeni koşullara göre: Aspendos yıllık 100 altın talent vergi, her yıl Pers Krallarına ve 4.000 seçme at ve kentin ileri gelenlerinden bazıları rehin olarak verilecek, bir Makedonya askeri birliği kentte bırakılacak ve B. İskender’in seçeceği bir valiye boyun eğilecekti. Aspendoslular bu koşulları kabul etmekten başka seçenek bulamadılar. 

B. İskender’in bu bölgeyi ele geçirmekteki amacı, Küçük Asya’nın güney kıyılarını Persler’e karşı bir deniz üssü olarak kullanmaktı. Sillyon’un ele geçirilmesinde fazla bir yarar görmeyen B. lskender, Sillyon’a saldırmadan Perge’ye döndü. B İskender’ın Gordion’da Parmenion’un yönetiminde ordusunun diğer bölümü vardı. Her ikisinin buluşma yeri Gordion olarak kararlaştırılmıştı. 

B. İskender’in generallerinden Ptolemaios’un raporlarından faydalanarak bir kitap oluşturan Arian, “Yolu Termessos üzerinden geçiyordu.” diyor. Frigya’ya geçmek isteyen B.İskender için bu yol ne kolay, ne de kısa idi ve ayrıca Termessoslular tarafından kapatılan tehlikeli geçitlerden biri olan Yenice Boğazını geçmekte direndi. Acaba B.İskender bugünkü Burdur’a giden antik yolu niçin tercih etmemişti? ‘Büyük İskender’in zinde” adli kitabı yazan Freya Stark da bu duruma şaştığını, ancak Termessos’un soygunculuklarından çok rahatsız olan ve ele geçirilmesini isteyen Pergeliler tarafından B.İskender’in bu yanlış yola sevk edildiğini yazmaktadır. 

Arian’dan, B.İskender’in geçitteki alt savunma yerlerini ele geçirerek kenti almayı düşündüğü sırada, Selge’den bazı elçilerin gelerek ona dostluklarını bildirdiklerini öğreniyoruz. Ancak onların B.İskender’e ne anlattığı konusunda bilgi yok Büyük bir olasılıkla, yanlış yolda olduklarına dikkatlerini çekmiş olmalı ki, B.İskender kenti almaktan vazgeçerek doğru Sagalassos’a ilerledi. Bu arada B.İskender’in -akla yakın olarak- kenti ele geçirmek istediği ve bunu başaramadığı duyumlarını da dikkate almak gerektir. 

Bu bölge, İÖ 323’te B.İskender’in genç yaşta ölümü ile ortaya çıkan ve geniş bir İmparatorluğu parçalamak yolunu izleyen generallerinden Antigonos’un yönetimi altına geçmiştir. Fakat Antigonos’un yenilgisi ve ölümü ile sonuçlanan ipsos Savaşından sonra (İÖ 301)Antalya Bölgesi Selevkosların Asya Krallığı ile Ptolemaislar arasında sık sık el değiştiren bir bölge olmuştur. 

Suriye Kralı 111. Antichios’un Romalılar tarafından yenilmesiyle İÖ 189 yılında Romalı Komutanlardan Manilius Pamfilya’ya gelmiş ve bazı kentlerden haraç almıştır. 188 Yılında imzalanan Apameia (Dinar) barış anlaşmasından sonra bu bölgenin, Roma’nın yandaşı Bergama Krallığı’na bırakılıp bırakılmadığı kesin olarak bilinmiyor. Ancak bir süre sonra Pamfilya’nın batısı (bugünkü Antalya Kenti) Bergama Kralı Il. Attalos tarafından ele geçirilmiştir. Bazı kaynaklar Manisa Savaşından sonra Pisidya Bölgesi’nin de Bergama Kralı Eumenes’e bırakıldığını bildırmektedır. Fakat çok kuvvetli ve savaşçı olan Pisidya kentlerinden Selge’nin bu yönetim değişikliğini kabul etmediğini ve Il. Attalos’un İÖ 158 yılında Selge'ye başarısız bir saldırıda bulunduğu bilinmektedir. Ne var ki, Il. Attalosun dikkatli bir politika yürütmesi gerekiyordu. Çünkü egemenliklerini bir zamanlar Maniliustan para karşılığında satın almış bulunan kentler Roma’nın koruyuculuğu altında idi. Bu nedenledir ki, Il. Attalos Romalılar için önemli bir liman kenti olan Side’yi almaya cesaret edemedi ve kendi adıyla adlandırdığı -bugünkü Antalya- yeni bir liman kenti kurmak zorunda kaldı. 

Son Bergama Kralı Il. Attalos İÖ 133’te çocuksuz ölünce, Bergama Krallığı “vasiyet” yoluyla Roma’ya geçti. İÖ 129’da Küçük Asya Eyaleti’nin kurulmasından sonra Pamfilyanın, bu eyaletin yönetimine katıldığı bilinmektedir. Böylece bu bölgenin, gittikçe büyüyen deniz korsanlarının, Roma’nın yararlarına karşı çıktığı günlere kadar özerk bir bölge olarak bırakıldığı sanılmaktadır. 

PAMFİLYA ANTİK KENTLERİ

   ESKİ ADI                         YENİ ADI                        ESKİ ADI                        YENİ ADI

Attalia, Adalya,Sadalya

Antalya

Olbia

Arapsuyu

Aspendos

Belkız

Side

Side

Livri

-----

Perge

Perge

Magydos

Lara

Sillyon

Yanköy