ANTALYA’DA ROMA VE BİZANS DEVRİ


İÖ.2. yy’da Bergama Kralı Il. Attalos tarafından kurulan Antalya kenti, Bergama Krallığı’nın vasiyet yoluyla Roma İmparatorluğuna geçmesiyle (10 133), Romalıların egemenliği altına girdi. Ancak bu tarihlerde bütün bu kıyılar korsanları elindeydi. Antalya, 10 79 yılında Roma İmparatorluğu, Pompeius’un komutasındaki donanma korsanları buradan temizledikten sonradır ki, egemenliğini bölgede tam olarak kurabildi. İS 395’te Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca, Antalya ve dolayısıyla tüm bölge Bizans İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. İS 4. yüzyılın başında Antalya’daki Hıristiyan cemaati büyüdü ve Antalya bir Hıristiyan kentine dönüştü. İsmi bilinen ilk piskopos 18342/343 yılında Antalya kilisesinin temsilcisi olarak Serdica’daki (bugünkü Sofya) Synod’a (kilise konferansı) katılan Pantagatus’dur. Bu Devirde Antalya, Doğu Akdeniz’in en işlek limanı ve en belirgin avantajı onun doğunun kapısı olarak ulaşımdaki uygun yeri idi. 184. yüzyılda Antalya eski Roma kenti sur duvarları tamir edildi ve daha sonra kent, Hıristiyanlığın Anadolu’da yayılmasında rol oynayan Antalya, doğunun lüks malları (Baharat,Tekstil, Halı, kıymetli taşlar, cam, metal işleri ) için bir aktarma merkezi ve bir ara istasyonu haline geldi.

Pamfilya Bölgesi, Bizans döneminde iki kilise eyaletine bölünmüştü. Doğu Pamphylia Side Metropoliti’ne, batı Pamphylia ise Perge Metropoliti’ne bağlıydı. Perge bu dönemde eyaletin politik merkeziydi. 6. yüzyılda, Antalya Perge’nin bu konuda en büyük rakibi idi. Antalya 541/542 yıllarında Suriye’den gelen veba salgınından büyük zarar gördü. Bu yıkıcı salgınla kent çok sayıda halkını kaybetti.  

Kentte oturan küçük bir Yahudi topluluğunun Müslüman ülkelerinde oturan Yahudi toplukları ile ilişkileri olması, ticareti büyük ölçüde hareketlendirmişti. Bunun yanı sıra Antalya, Müslüman, Venedik’li, Cenovalı Italyan, hatta ispanyol tüccarların kullandığı uluslararası bir ticaret merkezi olmuştu. Bu sırada Antalya’da, sınırsız ticaret hakkı ve vergi muafiyeti vardır. 1083/1 084 yılında kent piskoposluğu da İmparatorluk emriyle Antalya Kilise Metropolisliği oldu ve bu andan itibaren Antalya, Perge/Sıllyon Metropolitleri’nin emrinden çıkmış oldu. Bunun sonucu olarak kent, daha da gelişti ve parladı. 10. yüzyıla ait bir yazılı kaynakta imparator Konstantin 1 ‘in (15 306-337) bir sanat eserini Antalya’dan (Stelai) İstanbul’a getirttiğinden bahsedilmektedir.  

7.Yüzyıl, Arap akınlarının ve İslamiyet’in yayılmasının başlangıcı oldu. Bu akınlar, Antalya ve Pamphylia için ekonomik bir gerileme getirdi. Bizans ve İslam donanmaları arasındaki Zatü’ş-Şenari Savaşı, 652’de Antalya önlerinde yapıldı ve Bızans’ın yenilgisiyle sonuçlandı. Bizans Imparatorluğu ardı ardına eski eyaletleri Mısır, Filistin, Suriye ve Kilikya’yı Emevi Araplarına kaybedince, Pamphylia’dan önemli ölçüde kazanç sağlayan Akdeniz ticareti çok zayıfladı. 9. yüzyıla kadar süren bu ekonomik ve politik karanlık dönemde Antalya, diğer Myra, Perge Side, Kolonoros gibi kıyı kentlerine oranla artan bir önem kazanır. Bununla beraber kent, diğer Pamphylia kıyı kentleri gibi Arapların deniz saldırıları tehlikesiyle karşı karşıyadır. imparator Leon 111 (717-741) Arap saldırılarına karşı, Anadolu’yu askeri ve sivil güce sahip başkomutanları olan büyük askeri bölgelere ayırdı. Antalya amiralliğin kurmay karargahı ve eyalet merkezi haline getirildi. Bu karar geleneksel eyalet merkezleri olan Side, Perge ve Myra’ya zor geldi. Bu kararın alınmasına çeşitli nedenler rol oynuyordu. Side Limanı devamlı kumla dolmaktaydı, Perge 7. yüzyılın başındaki bir depremle hasar görmüştü. Myra ve onun limanı Andriake, Antalya kadar seyrüsefere (trafiğe) müsait değildi. Arap akınları 8.-.9. yüzyıllarda da devam etti ve Anadolu’nun birçok antik kentleri yerle bir edilip talan edildi. Mardaiten Hıristiyan etnik grubu, 8 .yüzyıldaki Arap baskınlarının etkisiyle Lübnan Dağları ve Amanos Dağlarından Pamphylia’ya göçtüler ve Bizans İmparatoru Justinien Il tarafından Antalya’ya yerleştirildiler. Antalya kentinin 75 km doğusunda bulunan Side kenti de bir saldırı sonucu yakılıp, yağmalandı; canını kurtaranlar, soluğu Antalya kentinde aldılar ve oraya yerleştiler. Terk ettikleri yurtları Side’ye de Eski Antalya” adını verdiler. Bu isim, 1 970’Ii yıllara kadar kullanıla gelmiştir. Side adını ise. o zamanlar ancak birkaç arkeolog bilirdi. Bugün bunun tersi oldu. Side adı neredeyse bütün dünyaca biliniyor. Eski Antalya” adını ise, hemen hemen herkes unutmuş gibi.

10. yüzyıla gelindiğinde Antalya’nın önemi daha da artmış ve Antalya bu dönemde imparatorluğun önemli kentlerinden biri idi. Kent, 904 yılında Suriyeli bır Arap ~onanması tarafından fethedildi ve binlerce vatandaş köle olarak önce Girit’e sonrada Suriye’ye götürüldü Yeni saldırılardan korkan Bizans İmparatorluğu Antalya’da yeni sur inşaatına girişti. (Bkz. Antalya Surları). 10. yüzyılın ortasından itibaren Bizans imtaratorluğunun tekrar güçlenmesiyle Antalya tekrar eski politik ve ekonomik önemine kavuştu.

Ancak 11. yüzyılın sonlarına gelindiğinde kentin durumu tekrar kötüleşmeye :aşlamıştır. Malazgirt (1071) savaşından sonra Anadolu yaylalarının Selçuklular tarafından alınması ve Batı Anadolu’da küçük Selçuklu hükümdarlıklarının kurulması. İtalya’yı geçici olarak İstanbul ile bağlantısını zorlaştırmıştır. Bizanslılar ile Anadolu Selçukluları arasındaki politik tartışmalar, Selçukluların bu yöreye yaptığı seferler. kentin ekonomik durumunu zor durumda bıraktı ve tarlaların işlenmesi tehlikeye girdi. Kentin ihtiyacı olan erzak deniz yoluyla getirilmeye çalışıldı ve idareciler, kenti yaşana bilinecek durumda tutmak için zaman zaman Selçuklulara haraç bile ödediler Antalya kentinin Türkler tarafından ilk alınışı, 860 yılında Türk Amirali Karinoğlu FazI in kumandasındaki Müslüman donanması tarafından olmuştur. Ancak kent, kısa bir süre sonra tekrar Bizanslıların eline geçmiştir. Bu sıralarda Selçuklu Akıncıları, Bizans topraklarında at koşturmaktadır. İmparator Romanos Diogenes büyük bir endişe içindedir. Bu Akıncılara karşı koymak için doğu sınırlarına hareket eder. Ancak 1071’de Malazgirt’te büyük bir bozguna uğrar. Antalya, 1085’te Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedilir. ancak Antalya, güneyde önemli bir liman kentidir. Bizans İmparatoru Alexius K2mmenos 1103 yılında Antalya’yı tekrar ele geçirir. Bir süre sonra kent, tekrar Jrkler tarafından fethedilir. Bu fetihten sonra 1120 yılında kent, İmparator Yuannis KDmmenos tarafından geri alınır. Haçlı Seferi’nin Orduları Ocak 1148’de Antalya’ya girer. Türkler kuzeyde Toros Dağlarının geçitlerinde Haçlı ordularına saldırırlar Antalya’da yeterli sayıda dinç at noksandır. Bu nedenle kıyı boyunca Antakyaya ~ dış tehlikeli olduğundan Kral Ludwig deniz yoluna karar verir. Antalya, 87 yıl Bizans e~emenliği altında kalır ve kent, 1182 de, bir ara Il. Sultan Kılıçarslan tarafından kuşatılırsa da ele geçirilemez. 1204 Nisanında Frank haçlı şövalyelerinin ve Venediklilerin İstanbul’u fethetmeleri ile, izole edilmiş Bizans kenti Antalya’nın, Bizans imparatoru ile bağlantısı tamamen kesilir.

Bir ücretli asker olan ve bir İtalyan aileden gelme Aldobrandini, bu ayrılışı kullanır, bir ,milis grubun başına geçer, doğulu bir ailenin de desteğiyle kenti ele geçirir. Böylece imparator Balduin ve İstanbul’daki Venediklilerdin Antalya mabet nişanını almalarını önler. Papa lnnozenz III’ün 1206 yılında Papalık fermanında bunu onayladığı belirtilse de. bu Antalya’nın gerçekteki durumunda etki yaratmamıştı r. Antalya’da da artık hüküm sürmeye başlayan Aldobrandini’nin limana gelen tüccarların mallarını yağmaladığı ve gemilerini müsadere etmesi, 87 yıl sonra, 1 Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in. 1206 yılında Antalya’yı tekrar kuşatmasını gerektirmiştir. Kaynaklara gore, Sultanın Antalya’yı fethine girişmesine, Mısır’dan dönen bazı Horasan’lı tüccarların Antalya’daki ‘halk tarafından tutuklanıp soyulmaları ve daha sonra Kenya’ya giderek bunları sul­tana anlatması neden olmuştur. (Bkz.H.Çimrin, Antalya Efsaneleri, Antalya Folkloru Il) Sultan kenti kuşatmağa başlar, fakat 16 gün sonra ara verir Çunku, e devirlerde K brıslılar, Anadolu sahilleriyle sıkı bir ticaret ilişkisi içindeydiler Özellikle yiyecek rnaddelerini Antalya’dan sağlıyorlardı. Bu nedenle kentin valisi Dobrandi adındaki şahsın isteğine uyarak Antalya’yı Sultanın kuşatmasından kurtarmak için Kıbrıs’tan ağır silahlanmış 200 piyade askeri yardımcı birlik ile yardıma geldiler. Gelenlerin başında Kıbrıs Kralının varisi Gautier de Montbeliard bulunuyordu. Sultan Keyhüsrev, kenti zaptetmekten vazgeçip, civardaki tepeleri tutarak kenti kuşatmayı tercih etti. Kuşatma kısa sürede etkisini gösterdi. Kentte sıkışıp kalan Rum halkı ile kentin idarecileri ve Kıbrıslılar arasında anlaşmazlık çıktı. Bu durum, kentin 11 mart 1207 de Selçuklu sultanına geçmesine neden oldu

ANTALYA’DA TÜRKLERE YAPILAN KATLİAM

Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, Antalya’yı fethettiği zaman, Kıbrıs’tan gelen kuvvetlerin başındaki Gautier de Montbeliard’ı da esir etmişti. Ancak sonradan onu affedip serbest bıraktı. Bunun üzerine bu kumandan, 1212 yılında Kıbrıslıların yardımıyla Hıristiyan halkı isyana teşvik ederek, Antalya üzerine yeni bir sefer düzenledi ve kenti zaptederek, bütün Türkleri kılıçtan geçirdi ve kenti 4 yıl daha bağımsız yaptı. Ancak düşmanın bu istilası uzun sürmedi. Sultan lzzeddin Keykavus, kenti savaşarak 1216 yılında kalıcı olarak geri aldı ve başta Gautıer de Montbeliard da olduğu halde bütün Hıristiyanları öldürdü. Kentin Bizans tarihi böylece son buldu.

Antalya Kalesi’ne ilk çıkan ve kente ilk giren Hameddin Yavlak Hasan adlı Konyalı bir sipahi idi. Buraya denizcilikten iyi anlayan Ertokuş Bey, vali olarak atandı. Mubarizaddin Ertokuş Bey, Gıyaseddin Keyhüsrev’in en iyi arkadaşı idi. Böylece kentin Bizans tarihi son buldu.

ROMALILAR DEVRİ

İÖ.167’den sonra Romalılar Delos Adası’nı Açık Liman” olarak açıkladılar. Bunun sonucu olarak, birden orada büyük bir esir pazarı oluştu. Fakat korsanlar zamanla Romalıların ticaret işlerine de karışmaya ve Küçük Asya Eyaleti’nin kıyı kentlerinı yakıp yıkmaya başladılar. Ünlü Markus Antonius’un dedesi Markus Antonius bir filo ile bunlara saldırdı ise de, yeterli bir sonuç alamadı. Buna karşılık korsanlar kızını esir ederek ondan öçlerini almakta gecikmediler. Bu zaman içinde Romalılar Kilikya Eyaleti’ni kurdular. Bu Eyalet, Pamfilya’yı da içine alıyor ve bu ad herhalde hedef orası olduğu için verilmişti. Çünkü Kilikya” halk arasında anlamına göre Korsan Bölgesi” demekti. 

Yeni Eyaletin ilk valileri tam deyimi ile “vurguncu” idiler. Bunlardan Dobella ve yardımcısı Verres halktan sızdırdıkları parayla kalmayıp, Aspendos ve Perge’deki tapınak ve bınalardaki kıymetli eşyaları aldılar, heykelleri söküp götürdüler Bütün valiler Cumhuriyet Devri’nde Eyaletleri, gelir getiren bir kaynak olarak görüyorlardı.

İÖ.88 yılında Pontus Kralı Mithridates bütün Romalıları Küçük Asya’dan çıkarmayı başardı. Ancak bu yönetim uzun sürmedi ve Avgustus tarafından bütün Krallığı Küçük Asya’dan çıkarıldı.

Bu sırada deniz korsanlığı, yalnız Kilikya’da değil Antalyanın batı kıyılarında da hiçbir engel görmeden ilerlemişti. Deniz korsanlarının başı Zeniketes adındaki korsan, Olympos kentini alarak oraya üslenmiş ve bütün bölgeye egemen olmuştur.

İÖ.78 yılında Roma tarafından görevlendirilen Servilius Vatia, kendinden önce gelip geçmiş valilerin tam tersi idi. Bir deniz savaşında korsanları yenerek Olympos’u ele geçirdi ve umutsuzluk içinde kalan Zeniketes evini ateşe vererek ailesi ile birlikte intihar etti. Fakat bütün bu başarılara karşın deniz korsanlarının kökü hala kazınmamıştı; 0 67’de Pompeius büyük bir yetki ile buralara geldi ve nihayet korsanlığı sona erdirdi. 1S 43’te İmparator Claudius tarafından ülkenin tam bir kuruluşu yapıldı. Bu yıl içinde şimdiye kadar bağımsız olan Pamfılya, Likya ile birleştirildi ve yeni eyaletin adı Likya-Pamfilya oldu. Roma İmparatorluğu, Doğu Eyaletleri’ne yalnız iyi şeyler getirdi.

Roma İmparatorluğu Yönetimi altında bu bölge, IS 2. ve 3.yy’ın ilk yarısında çok büyük bir gelişme geçirmiş, kalıntıları bugün bile bizi şaşırtan kentler genişlemişti. Özellikle uzun Pax-Romana (Roma Barışı) Devri’nde, savaşların neden olduğu boşa giden harcamalar yoktu. Devlet ve devletten çok, ad ve övünç yarışında olan zengin vatandaşların yaptırdıkları anıtsal binalarla kentler süslenmişti. Özellikle bu gibi kentler. sikkelerinin üzerlerine “Bağımsız”,”Roma’nın müttefiki”, “Pamfılya’nın Metropolis’i” şeklinde ve buna benzer yazılarla adeta zoraki bir övünç oluşturmak uğraşısına girişmişlerdi. Ayrıca İmparatorlar adına özel bir izinle inşa ettirilen İmparator Tapınakları ayrı bir övünç nedeni idi. Hatta o devirde kent yönetiminde yahut bit tapınakta görev alabilmek için, içinde bulunduğumuz devrin aksine, devletten maaş almak şöyle dursun, devlet katında bir memurluk yapabilmek için, para olarak büyük bir ödemede bulunmak zorunluluğu vardı. Ayrıca bazı kent zenginlerinin, çeşitli yırtıcı hayvan karşılaşmalarının giderlerini üzerlerine alması ve halka bazı mevsimlerde para ve yiyecek malzemesi dağıtması, o kişinin asilliğinin göstergesi idi.

Traian’dan Markus Aurelius’a kadar süren ve “İyi İmparatorlar Devri” olarak nitelendirilen devirde, hayat standardı çok yüksek bir düzeye ulaştığını burada belirtmek gerekir. Ancak 3.yy’dan başlayarak gerek Roma İmparatorları’nın çoğunluğunun yönetimdeki yetersizliği, eyaletlerdeki Roma otoritesini kaybettirdi. Bölgenin kuzeyinde yaşayan halk, kıyılara vurgunlar düzenlediler. Genellikle 3. ve 4.yy’lar Pamfilya için kötü devirler oldu.

BİZANSLILAR DEVRİ

Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Paul’un ilk vaazını 5 44’de Perge antik kentinde vermesine karşılık, Hıristiyanlığın Pamfilyaya tam olarak yerleşmesi 15 5. yy’da başlamıştır. Bizanslılar zamanında başlı başına eyalet kimliğini sürdüren Pamfilya, önemini korumuş, Antalya özellikle çalışır bir deniz üssü ve ticaret limanı olarak görev yapmıştır. İS 7. yy’dan başlayarak meydana gelen Arap akınları Perge, Aspendos, Side gibi kentlerin sonunu hazırlamıştır. 11 .yy’ın sonlarında bölge, zaman zaman Selçuklular, zaman zaman Bizanslılar tarafından ele geçirilmiştir. En son olarak 1. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1207de Selçukluların eline geçmiştir.